Değerli hemşehrilerimiz; eski sitemizi yenileme aşamasında bazı bilgileri taşıma olanağımız bulunmadığı için şu andaki sitemizde eksik bulduğunuz bölümlerimiz ve köylerimizle ilgili bilgi, belge, fotograf, video gibi içeriğimizi geliştireceğini düşündüğünüz herşeyi sitemiz üzerinden veya ilgili mail adreslerini kullanarak bize ulaştırabilirsiniz.

GİRİŞ

Aşağıda verilen makale, yeni konuşmaya başlayan çocuklardan başlayarak, ilköğretim okulu ve lise çağındaki gençler için geçerli olup, her evladımızın başına gelecek tehlikeleri içermektedir.

Bilhassa genç anne ve babaların özellikle üzerinde durmaları gereken çok önemli bir konudur. Bu konuda geç kalan aileler büyük bedel öderler.

Lise son sınıfına gelen çocuklar, aileden ve okuldan almış oldukları eğitim ile çevreden almış oldukları davranışlara göre şekillenmiş olduklarıdan, elde edilen alışkanlıkların değiştirilmesi ve islah edilmesi neredeyse imkansız hale gelmektedir. Ağaç yaşken eğilir, insan çocukken eğitilir.

EVET

ÇOCUKLARIMIZ; son 20 - 25 yıldan bu yana, aman özgür olsunlar, aman hiç bir şeyden mahrum kalmasınlar, çevreden baskı hissetmesinler diyerek; bencilliğe, sevgisizliğe, zahmetsiz elde edilmiş bolluğa ve başı boşluğa itildiler. Alabildiğine sınırsız bir hoşgörü anlayışıyla yetiştirilen bu çocuklara, ailesinin alım gücünü aşan düzeyde; paraysa para, arabaysa araba, giyimde ise en lüks markalı giyeceklere kadar ne istedilerse verildi.

Gençler bu yüzden; rahatlığa, kolay yaşamaya ve bol paraya alışırken, sorumsuz hale gelerek kabulü mümkün olmayan kötü alışkanlıklar da edindiler. Sonuçta; saygı, sevgi, acıma, koruma, yardımlaşma ve paylaşma duyguları gelişemedi. Çünkü küçüklüklerinden beri canlarının istediği her şeyi anne ve babalarına kolayca yaptırmaya alışmışlar. Aldıramadıkları zamanlarda ise değişik şantaj oyunları ile aileleri üzerinde baskı kurarak dediklerini yaptırmanın yollarını buldukları gibi, bu durum zamanla alışkanlık haline gelerek, sorumluluktan uzak haylazlığa özenen bir nesil oluşmuştur.

Son yıllarda gençlerde görülen davranış bozukluğu endişe verici en büyük hastalıklardan biri olarak karşımıza çıktığı inkar edilemez. Bu hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli faktörler; inançsızlık, bilgi yetersizliği ve eğitim noksanlığıdır. Bunlar büyük bir eksiklik olup, çoğu gençlerimiz karşılaştıkları sorunları bu noksanlıklardan dolayı kendi başlarına çözemeyince, sorunlar zamanla büyüyerek bunalıma girilmekte ve bu hastalığın kurbanı olmaktadır.

Sağlam bir bilime ve eğitime dayanmayan, çocuksu duyguları ön plana çıkaran gençlerin bir kesimi; kendileri için çok önemli olan hayati konularda dahi ilgisiz kaldığından, kafalarında tasarladıkları üretken olmayan kısır bir döngü ortamında bunalıp kalmışlardır.

Büyüklerini hiçe saymak ve yaşlıları alaya almak gibi, sosyal ve çağdaş toplumların hiç bir zaman bağışlayamayacağı bozuk davranış şekilleri de ayrıca bunlara eklenerek, bu tip gençler evlilik yaptığı zaman,  düzensiz ve sorumsuz davranışları yaşantılarına da yansıyarak daha henüz evliliklerinin ilk cicim aylarında dahi “hasta aile kurumunun” doğuşuna sebep olmaktadır. Moda adı altında; sloganlı konuşmalar ve göstermelik yaşam şekilleri, çok kısa zaman içerisinde çekilmez hale gelerek, çıkara dayalı ilişkiler toplumda çatışmalara dönüşerek çok üzücü olaylara neden olmaktadır.

Bu tip yaşantıya özenenler doğal olarak, toplum içerisinde arzulanan yaşam düzenini kuramayınca, çevresinde mutlu yaşamakta olan yakınlarına saldırma fırsatı arar hale gelmektedir. Bu kabul edilemez yaşam tarzını, çağdaşlığın vazgeçilmez uygar göstergesi şeklinde algılayan gençlerin çoğaldığını üzüntüyle seyretmekteyiz.

Genel olarak gençlik dönemi çok kaygan bir zeminde geçtiği bilinmelidir. Kendilerini bekleyen bin türlü tehlikeyi de göremeyen bu gençlerin, büyük bunalımlara düştüğünü ve bunun içerisinden çıkamayarak evliliklerinin çok kısa zamanda yıkıldığını görüyoruz. Arzulanmayan bu olaylar karşısında, her düşüşte aldığı yaraların izleri daha geçmeden ve acısı dinmeden, yeniden daha sancılı bir olayın içerisine düştüğünü ve daha da ağır yaralar aldığını görmekteyiz.

Henüz körpe çağda oldukları bu dönemde, günümüz teknolojisinin kendilerine sunduğu, çağdaş olmayan ve eğitimden uzak, televizyon, internet ve cep telefonu üçgeninin maharetlerine yakalanarak, kendilerini kontrol edemeyen gençler üzerinde çok ciddi bağımlılık etkisi yaparak, acımasızca içerisine çekmektedir. Bu büyük sorun, hem erkekler hem de kızlar için geçerlidir.

Öte yandan hızla şehirlere akın eden ailelerin çocukları kente geldiğinde, aileleri tarafından kontrol altında tutulamadığından, ailelerinden ayrışarak yalnız başına hiç tanık olmadıkları ortamlara bilmeden düşmektedir.

Öbür taraftan eğitim sistemine ayak uyduramayıp tahsillerini yarıda bırakan disiplinsiz ve mesleksiz kalabalık bir gençlik gurubu oluşmaktadır.  Kullanılmaya çok müsait hale gelmiş bu gençler, şehirlerde yuvalanmış şer güçler ile bir araya gelerek oluşturdukları potansiyel güçle çevreye zarar verdikleri bilinmektedir. Başıboş olan bu gençler, özellikle bir araya getirilerek bunlardan faydalanan şer güçler, “sonu hüsranla biten kara günlerin aktörlüğünü yapmakta olduğunu” hiç bir zaman unutmamalıyız.

Bilindiği gibi, şehir gençliğinin önemli bir kısmı, artık anne ve babanın kontrolünden çıkmıştır. Aralarında hiç akrabalık bağı olmayan bu gençler, (kızlı-erkekli) bir araya gelerek birlikte yaşama modeli oluşturmakta ve bu yaşam modelinin yürümesi için para; mutlaka ana araç olup bunu sağlamak için se, olur olmaz yerlerde çalışarak para temin etme zorunluluğu, geleceğe açılan tüm güzel kapıların kapanmasına da maalesef model olmaktadır.

Gençlerin bulunduğu bu çağda, kendilerini bekleyen tehlikeleri ve sorunları anlatarak, onları ikna etmek günümüzde artık mümkün olmamaktadır. Bu tip yaşam tarzını kabul eden gençler, başkalarının üzerinden geçinen çıkar peşindeki güçler tarafından özel olarak yetiştirilmiş figüran yakışıklı genç erkekler ve güzel çöpçatan kızlar tarafından kandırılarak ahlaki kurallara uymayan, tamamen kendi emellerine hizmet edecek şekilde alıştırılmaktadır.

Bu çıkar peşindeki guruplara yeni katılan söz konusu toy gençler, tecrübe yönünden donanımsız olduğundan çok kolay kullanılır duruma gelmektedir. Ayrıca, yoldan çıkarılmış bu gençler, arkadan gelen tecrübesiz yeni gençleri de kendilerine çekerek, guruplar halinde yapılan eğlenceye yönelik partilerde; geyik sohbetleri, içki ve uyuşturucu kullanma alışkanlığına sürüklenmektedir.   

Gayet ustaca kendilerine sağlanan ve sunulan bu renkli ortamlarda, çeşitli uyuşturucu ve uyarıcı ilaçlar toy gençlere verilerek, akıl almaz çirkin tekliflere hoşgörü ortamı yaratılmakta ve gençlerin birçoğu, dönüşü olmayan ahlaki bozuklukların içerisine çekilmektedir.

Okula gidiyorum, dershaneye veya ders çalışmaya arkadaşıma gidiyorum diye evden çıkan gençlerin aileleri uyanık değilse; bir müddet sonra çocuklarınızı dersten ve evden kopmuş, paradan başka, anne ve babalarını dahi tanımayan problemli hale gelmiş gençlerin arasında bulursunuz.

Çocukların eğitiminde, gerekli tedbirler zamanında alınmamışsa ve bu konularda geç kalınmışsa, genellikle bunun bedeli çok ağır ödeniyor. Böyle bir manzara ile karşı karşıya kalmamak için işi baştan sıkı tutmak gerekir. Aksi halde son pişmanlık fayda vermez.

Duygusal olmamak kaydıyla, anne ve babalar çocuklarınızın sorunlarını birlikte paylaşmalısınız. Şayet acıma hissi ile onlara yaklaşıp pes edeceğinizi sezdirirseniz; sizlere hiç acımayan, şımarık ve sorumsuz bir evlat örneğini karşınızda bulursunuz.

Çocuklarınızın ilk hatasının telafisi çok basit olabilir, ikinci hatasının telafisi de ümit verici olabilir. Ancak hata üçe çıkmış ise, sorunun çok büyük olduğu kaçınılmazdır. Ayrıca bu duruma gelmiş bir çocuğun yaşamına,  yalan söyleme alışkanlığı da eklenmişse, ilk yapılacak iş kesinlikle gerekli tedavi için ilgili kurumlara başvurmaktır.

Çocuğumuzun sorunlu olduğunu kimse anlamasın, haylaz ve sorumsuz damgası yemesin felsefesini güdenler az değildir. Bunun delilikle ilgisi yoktur, sorun tamamen yanlış eğitimden kaynaklanmakta ve erken harekete geçilirse tedavisi mümkündür.

Çocuklarınızın yetiştirmesi konusunda yanlış yapmaya devam edilirse, zamanla bunun yol açacağı sorunların birikmesi ile vuku bulacak bir sorun, bin deliyi aratır duruma gelecektir. Psikiyatri tedavisi bir delilik olayı değildir. Ancak, bir tedavi aracıdır. İhtiyacı olan çocukları bu tedavi yönteminden kaçırmak ise en büyük deliliktir.

Yanlış uygulamalarla koskoca bir bencilliği gençlere bilmeden armağan eden aileler, şimdi çocukları tarafından terk edilmeye başlanmış ve artık onlara söz geçiremez duruma gelinmişse, neticede çok vahim bir sona yaklaşılmış demektir.

Biçare anne ve babalar, böylelikle çocukları ile birlikte kader ağına düşmüş olup, suskun bir bekleyişle ciğergah olmaktadır. İçleri kavrulup küle dönüşmüş halleri ile bu aileler, çocuklarını kurtaracak birilerinden medet beklemeye koyulurlar. Ancak, vakit çok geç, inanmak istemeseler de gerçek gelip çatmış ve evlat elden gitmiştir.

Peki, bu düzeni kim düzeltecek, bu çaresiz gençliği kim kurtaracak? Genel olarak sistemi bozanın, bugüne kadar tekrar düzeltebildiği ve kurtarıcı olabildiği görülmemiştir.

Sonunda, çocuklarının suçlarını gizlemek uğruna, aileler susup sinmeleri üzerine, gençler de kendi kaderlerine terk edilmiş olurlar. Bu durumda; ailesinden ve töresinden uzaklaşan gençler, karşılaştığı ve içine düştüğü bataklığa gittikçe saplanarak kurtulma şansını da kaybederler. Bu tip gençler mücadele gücünü de tüketmiş olduğundan, bulundukları ortama teslim olurlar. Bunlar bozuk düzenin birer parçası haline gelerek kadere boyun eğmiş çaresiz gençlerdir. Bu yaş; insanın körpe yaşıdır, zekasının oynak devresidir. Genellikle kafasının hükmettiği şekilde davranarak başarıya ulaşacağına inanıyorsa da, edinmiş olduğu yanlış alışkanlıklar etrafında bocalamaktan ileri gidemezler.

Doğruyu göremeyen, kendisine rehber tayin etme olgusundan uzaklaşan, paylaşımdan kaçan, ferdiyetçiliği bir marifetmiş gibi göstermeye çalışan ve kendilerini çok açıkgöz sanan bu gençler;  yanlış tutumlarından dolayı helak olup gitmektedir. Hiçbir şey olmamış gibi bu durumu seyretmemizi bekleyenler var, olur mu, buna hangi anne-baba seyirci kalabilir.

Ebeveynlerinin gençlerden istedikleri tek şey; geçim için gerekli maddi imkana sahip olmuş, ailesiyle birlikte güzel ve dengeli bir düzen içerisinde yaşamlarını sürdürmeleridir. Acele etmeden, etrafındaki tehlikeleri de bertaraf ederek sağlam zemin üzerinde yürüyen evlatlarını yetişmiş olarak görmek; ebeveynlerin en büyük beklentisi ve hakkıdır da.

Ebeveynler olarak elbette; miskin, tembel ve içine kapanmış gençlik istemiyoruz. Ancak, zamanı gelince geceleri yatmayan, gündüzleri de kalkma saatini genel olarak disipline edemeyen bir gençliğe sahip ailelerin, hayatta iflah olduğu görülmemiştir.

Gençler şöyle bir yanılgı içerisine girmekteler. Büyüklerimizin tavsiyesine uyarak onların dediklerini yapmayı alışkanlık haline getirirsek, atılımcılığı öğrenemeyiz, yeniklerden uzak kalırız diyorlar. Etki altında kalarak ufkumuz daralır ve çağa ayak uydurmak için kendimizde mevcut olan öz güvenimizi harekete geçiremeyiz şeklindeki anlamsız endişelere kapıldıklarına şahit olmaktayız.

Aslında, bilinçli ve istikrarlı hareket edilerek toplumda arzulanan hedefe ulaşıldığında buna doyum olmaz, bundan mutluluk duymayan hiçbir ebeveyn de olamaz. Buna itiraz edecek bir annenin, bir babanın olacağı kanısı gençlerde hasıl olursa, onlara büyük haksızlık yapmış olursunuz.

Diğer taraftan kısır düşüncelerin ürünü olan ve garantisi olmayan hayal mahsulü işler peşinde koşarak kısa zamanda zengin olma tutkusu; bugünkü gençliğin bir kesimi için yıkım olmaktadır. Aklın kadar iş, paran kadar aş ve dengin olan bir eş seçme konusu, hata kabul etmez. Bu konuda yapılan seçimin, yaşam boyunca “senin hayatının temel taşı” olacağını unutma. İdare edemeyeceğin bir işe kalkışırsan, sonun hursan olur ve iflas edersin. Gelirinden daha fazla harcama yaparak yaşamaya kalkışırsan, malınla birlikte sende tükenirsin. Kendi inancına ve kültürüne uymayan biri ile evlilik yaparsan da ömür boyu baş ağrısı çeker ve anandan doğduğuna pişman olursun.

Kanatlanmadan uçmaya kalkışırsan yuvasından düşen kuş yavrusu gibi dibe düşer; kurdun, kuşun yemi olursun.  Dengesiz ve başarısız bir gençlik dönemi geçirenlerin, gelecek için vaat ettikleri tek şey de; genel olarak mutluluk değil, bedbaht yolculuğuna davetiye çıkarmaktır.

Gençler için en büyük rehber; bilim ve tekniğe dayalı, ahlaki kurallarla pekiştirilmiş eğitim kurumlarıdır. Kontrol mekanizması gelişmiş, çağın yeniliklerini yakalamayı ve uygulamayı bilen eğitim kurumları her toplum için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Unutulmamalı ki, geldiğimiz yirmi birinci yüz yılda atılan her yanlış adımın yaratacağı tahribat; ancak yarım asırda telafi edilebilir. Yarım asır bir insan ömrüne eşdeğer olup, gerekli gayreti zamanında göstermediğiniz takdirde, gelecek konusunda iyimser düşünme şansımız bile kaybetmekteyiz. Sorunların artarak devam edeceğini unutmamak gerekir.

Ne var ki bu kadar çaba ve çırpınışın sonunda istenilen hedefe ulaşılamamışsa; anne, baba ve evlat üçlüsü bir araya geldiğinde, içine düştükleri buhran nedeniyle biri birilerini suçlamaya başlarlar. Ailede bu suçlamalar zamanla bir savaşa dönüşerek acı gerçeğin reçetesini birlikte yazarlar. Bu gerçeğin sonunda kurtuluşu yakalamak artık mümkün değildir. Artık birilerinin feda edilmesiyle ortalık durulur ve acı son kemale erer, buna kemale ermek denirse.

“İnsanlar, kaybettiği zamanı ve geçen ömrünü bir daha kazanma şansına sahip değildir.” Kesinlikle geriye dönüş yoktur.


Karden Cemil DOĞAN

                   
Şazibey Mah. Haydar Aliyev Cad. 9. sok No:1 Telefaks 344 235 20 00 kmaraskafkaskulturder@hotmail.com
Copyright © 2009 Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği