Değerli hemşehrilerimiz; eski sitemizi yenileme aşamasında bazı bilgileri taşıma olanağımız bulunmadığı için şu andaki sitemizde eksik bulduğunuz bölümlerimiz ve köylerimizle ilgili bilgi, belge, fotograf, video gibi içeriğimizi geliştireceğini düşündüğünüz herşeyi sitemiz üzerinden veya ilgili mail adreslerini kullanarak bize ulaştırabilirsiniz.
| 17 Eylül 2009
Dünya 21. yüzyılı yaşarken, toplumların her konuda son derece hızlı bir değişim ve gelişim içerisinde olduğunu görmekteyiz. Geleneksel metotlarla, çağımızdaki yaşam koşullarına ayak uydurmamız ve kendimizi geliştirmemizin mümkün olmadığı hepimizin malumudur. Küreselleşen dünyamızda gelişmiş toplumların gerisinde kalmadan arzu edilen refah seviyesini yakalamamız için yenilikleri çok iyi takip etmemiz ve her alanda kendimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla arzu elden gelişmişlik düzeyinin yakalanabilmesi için, bilgi ve teknoloji güdümünde yapılan çalışmalarla birlikte, disipline edilmiş ve eğitim düzeyi yüksek bir toplumun yaratılması zorunludur. Ekonomik güce dayalı olarak gelişen ve küreselleşen dünyamızdan kendimizi soyutlamamız mümkün olmadığına göre, bizler de; devlet ve milletçe gelişmiş olarak dünya arenasında yerimizi her hal-ü kârda almamız gerekmektedir.
“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” her ne kadar 10 Aralık 1948 yılında imzalanmış ise de, güçlü devletlerin gayrisamimi olan liderleri kendi çıkarları doğrultusunda bir dünya siyaseti geliştirdiklerinden, geçen bunca zamana rağmen İnsan Haklarının hiç de iyi korunamadığına hep birlikte şahit olduk. Söz konusu dünya liderleri gerek gördüklerinde diğer devletleri de baskı altına alarak susturmuş ve insan haklarını hiçe sayarak insanlık tarihi çoğu kez hançerlenmiştir.
Kendilerine kimsenin güç yetiremeyeceğini zanneden bu zorba liderler, yapmış oldukları haksız uygulamalar sonucunda, toplumsal güveni kaybetmiş ve sonuçta büyük bir nefret kazanmış olarak siyasi arenadan çekilmek zorunda kalmışlardır. Son yıllarda bazı sağduyulu liderlerin iktidara gelmesiyle, dünyanın daha iyi yönetildiği dönemler olmuştur. Gerçekten demokrasiye inanmış olan güçlü devlet liderlerinin tüm dünya devletlerini birlikte kucaklaması sonucu Dünya Sivil Toplum Örgütlerini ve dünya basınını da arkasına alarak ortaya koydukları güç sayesinde, topluma zarar veren baskıcı liderlerin dayatmaları, artık eskisi gibi kabul görmez olmuştur.
Bu gelişmelere paralel olarak, çağımızda gücünü iyiden iyiye hissettiren “toplumsal gücün” çalıştırılmasıyla, sigara konusunda başlatılmış olan mücadelede büyük bir mesafe alınmıştır. Ayrıca, tıbbın ve iletişim araçlarının gelişmesiyle daha da bilinçlenerek çığ gibi büyüyen toplumun destekleri sayesinde, olur olmaz yerlerde sigaranın içilmesine gem vurulmuştur.
Sakin kafayla düşündüğümüzde, “Sigaranın bu kadar imrenilecek nesi var ki?” diyebiliriz. Lakin bunu gelin de bir tiryakiye veya sigaraya yeni başlamış bir gence sorun! Onları sigaranın zararlarını anlatarak ikna etmemiz mümkün olmadığı gibi, içmemesi yönünde bir telkinde bulunulduğunda dahi bunu hakaret kabul edecektir. Aklı ergenleşmemiş olanlara bir şeyi anlatmanın ve kabul ettirmenin zorluğu bir yana, eski tiryakilerin de “Hadi oradan!” demelerine muhatap kalmamak için bunca yıl sigara içenlere, karşı koyamayarak aynı mekanlarda dumanını hep birlikte soluduk.
Her konuda olduğu gibi, sigaranın bıraktırılması konusunda da daha etkili olabilmek için söyleyiş adabının ve usulünün çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Yine, uyarmaya çalıştığımız kişilerin ters tepki vermemesi için, onların da adap ve usullerin bilincindinde olması gerekmektedir. Aksi takdirde iyi niyetle yapılan tüm girişimler ters teperek verilen emekler heba olduğu gibi, hiç yoktan kırgınlıklara sebebiyet verilmiş olur.
Sigaranın bırakılmasına yönelik olarak, zararları konusunda tiryakilere yapılan nasihat ve telkinleri şöyle bir düşündüğümüzde, toplumun bu kadar ciddi olarak çaba gösterdiği ikinci bir konu olmadığı kanaatindeyim. Sağlık yönünü bir tarafa bırakalım, kokusu ve çevresine verdiği zararın dışında, çirkin görüntüsünü de sinelerimize çekerken, sigara bağımlılarına gösterilen bunca sabrı takdir eden bir tiryakinin olduğuna da inanmıyorum.
Aslında bunlara sabır gösterilmesi de gerekmiyordu. Ne yazık ki, çoğu zaman şikayetlerimizi dile getirdiysek de derdimizi anlatmamız mümkün olamamıştır. Bu işin çözümü için; ya toplumsal bir konsensüsünkamu baskısının güçlü bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. sağlanması veya
Zararlı alışkanlıklara karşı mücadelede etkili olmak için, uygun bir zaman ve zemine ihtiyaç vardır. Zaman ve zemin iyi seçildiğinde karşı tarafın itiraz etme gücü kendiliğinden kırılarak direnme kabiliyeti ortadan kalkmaktadır. Geç de olsa, uygun zamanı ve zemini toplum yakalayarak, dövüş ve kavgalara yer bırakmayacak şekilde sigaraya karşı ciddi bir mücadele başlatılmıştır.
Yaklaşık olarak 72 milyon olan ülke nüfusumuzdan 15 yaş üzerindekilerin neredeyse yarısına yakını sigara bağımlısı kabul edildiğinde, bunların ekserisi bağımlılıktan kurtulmak istemesine rağmen kendilerine söz geçirememenin sıkıntısı ile daha da çok içmekle teselli bulmaktadır. Bunların bağımlılıktan kurtulduklarını varsayarak içmeyenlere dahil ettiğimizde nüfusumuzun %75-80’inin sigaraya karşı olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durumda tam bağımlı olarak sigarayı içen ve içilmesini savunanların oranı %20 – 25’lerde kaldığı halde, kanunun yürürlüğe girdiği 19 Temmuz 2009 tarihine kadar sigara içenlerle aynı mekânları paylaştığımızdan içilen sigaranın dumanını hep beraber soluyarak verdiği zararları da birlikte paylaşmış olduk. Ne kadar direnilmişse de, sigara dumanından kendimizi korumamız mümkün olmamıştır.
Dünyadaki diğer toplumların da yakın tarihe kadar aynı kaderi paylaştıkları aşikardır. Böyle bir zulme kimsenin hakkı olmamalıydı. Çok büyük bir hatadan dönülerek, bu konuda toplumsal gafletin ön ayaklarının bir şekilde kırıldığına inanıyoruz.
Sigara tiryakisi olanlar; sigara dumanına son derece duyarlı olan yeni doğmuş bebekleri, yaşlı ve hasta ebeveyinleri ile körpe çocuklarını dahi hiç düşünmeden ve her hangi bir kısıntıya gitme gereğini de duymadan bir marifetmiş gibi sigara içmeyi inatla sürdürmekten geri kalmadılar. Yaşadığımız mekânlardaki tüm objelerin dokularına kadar işleyen berbat kokusu ve dumanının verdiği kirliliğe bu güne kadar nasıl da tahammül edildiğine şaşıyoruz.
Üzülerek ifade ederim ki; şahsım itibariyle 20 yıl boyunca tam bir tiryaki olarak sigara içtim ve kendimle yapmış olduğum zorlu bir iç savaş sonucu sigarayı bıraktığım 1989 yılına kadar içtiğim sigaranın bende bıraktığı hiçbir güzel hatıranın olduğunu hatırlamıyorum.
Basında ve toplumsal alanda yıllardır sigaranın zararları tartışılarak bu güne gelindi ve neticede içilebilecek ve içilemeyecek mekânlar belirlenerek uyulması gereken kurallar kanun nezdinde toplumun önüne konmuştur. Artık geriye dönüşün olmaması için hepimizin bu kurallara uyması ve uymayanların da uyarılması gerekmektedir. Bu mücadeleye destek vermenin bir insanlık ve vatandaşlık görevi olmasının yanı sıra “Avrupa Birliği Müktesebatı” açısından da ayrıca önem arz ettiğini belirtmek isterim. Artık sigara içmenin ayıplandığı ve yadırgandığı çağı yaşamaktayız ki, halen bunu kabullenmekte zorluk çekenler mevcut ise de kimse kusura bakmasın, artık kabul götürmeyecek bu oyunun bittiği noktadayız ! (*)
Toplumun sigara içme konusundaki duyarlılığına, devlet de gerekli desteği vererek sigaraya karşı açılan savaş; barışa dönüştürülmüş ve büyük zafer kazanılmıştır. Bu barışın yaşatılması için toplumsal desteğimizi sürekli ve etkili bir şekilde sürdüreceğimize inanıyorum.
Sigaranın dışında, BAĞIMLILIĞI TEHLİKELİ BOYUTLARA ULAŞMIŞ ve sinsi sinsi topluma büyük zarar vermeye başlayan ve yeni çağın teknolojisi sayesinde tanışmış olduğumuz bilgisayar, internet ve cep telefonu gibi haberleşme kompleksinin yanlış kullanımı sonucu geleceklerini karartan bunca gençlere ne demeli.
Bu gün için milli ve manevi değerlerimize, sigaradan daha çok tahrip etmeye namzet olan ve hepimizi ciddi olarak ilgilendiren son derece kötü başka alışkanlıkların mevcudiyetini bilemezlikten gelerek, genç nesillerin önemli bir kısmının, ihmalliğe kurban edildiği bir durumla karşı karşıya olduğumuz bir vakıadır.
Toplum olarak savaş açılması gereken o kadar çok problemlerimiz var ki, bunların başında ilk olarak, malumunuz üzere cehalet gelir. Cehaletin ortadan kalkması için de, toplum olarak çok iyi bir eğitim süzgecinden geçmemiz gerekir. Gelecek nesillerimiz, devletin eğitim kurumlarında gereği gibi eğitilmezse, birileri devreye girer ve kendi emellerine hizmet ettirmek üzere bir gençlik yetiştirir. Buna engel olmak için milletçe ve devletçe seferber olmayı milli bir görev kabul edip sabırla yapacağımız mücadele sonunda toplumsal problemlerimizin çoğunu aşacağımıza inanıyorum. Bu konuda topluma çok büyük görev düşmektedir. Zira halkın desteklemediği hiç bir projenin başarıya ulaşması mümkün değildir. Devlet, toplumsal desteği arkasına alarak eğitim konusundaki çalışmalarını hassasiyetle ve sürekli bir şekilde sürdürmelidir.
Gençlik döneminin talepleri çok değişken ve kaygan olduğu için genellikle zeki gençlerin bu dönemde daha çok hata yaptıklarını görüyoruz. En verimli ve alımlı çağlarını atâlete dönüştürülen; öncelikle bilgisayar, internet ve cep telefonları gibi çağımızdaki teknoloji araçlarının yanlış kullanılmasından dolayı, yaşanan felakete kimse aldırmıyor veya cesaret edip bu tehlikeyi ciddi olarak kimseleri gündeme getiremiyor.
İnternet, bilgisayar ve cep telefonunun kötü kullanımı o kadar güçlü ve tehlikeli bir bağımlılık yapmaktadır ki; buna kendini kaptıranlar adeta çevresiyle ilişkisini koparmakta, birinci derecedeki görevlerini dahi yerine getirmede duyarsızlaşmakta ve sadece kendi iç dünyası ile ilgili uğraşlarla yaşamını sürdür hale gelmektedir. Dolayısıyla, gelecekle ilgili maddi ve manevi hiç bir endişe taşımaz hale gelerek saatlerce bilgisayar başında vakitlerini boşa geçirmektedirler. Geri dönüşü olmayan ve som altından daha kıymetli olan “ZAMANIN”, özellikle gençlik döneminde bu şekilde heba edilmesi gerçekten endişe verici bir durumdur! Zamanı bu şekilde, hunharca harcayan bir gençliğin geleceği konusunda endişe duyulmaması mümkün değildir. Dolayısıyla, ihmal edilmeden ve daha fazla geç kalınmadan bu konuya ilgili gerekli tedbirlerin alınması kaçınılmazdır.
Bizler, bilgi ve iletişim çağındaki teknoloji icatlarını son derece önemsiyor ve toplumların hızlı gelişmesinde belirleyici unsur olduğunu ve yeni teknolojileri kullanamayanların da bu günkü çağa ayak uyduramayacaklarının bilincindeyiz.
Ancak; gençlik döneminde çoğu insan iradesine hakim olamayarak programsız ve ölçüsüz bir yaşam tarzına kolayca kendilerini kaptırdıklarından ve yeni teknolojilerin nasıl kullanılacağı hususunda başıboş bırakıldığından internet ve bilgisayar konusunda bağımlılık derecesine varan bir felâketle karşı karşıya kaldıklarını üzülerek müşahede etmekteyiz. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ölçü kurallarına uyanlar kazançlı çıkarken, uymayanlar ise felâketin eşiğine doğru sürüklenmektedir. Bunlar, gelecek yeni nesile model olmaları halinde ise, topluma verecekleri zararı tahmin etmek dahi bizi ürkütüyor.
Sigara bağımlılığının insan sağlığına verdiği zarardan daha fazla, bilgisayar, internet ve cep telefonu kompleksine bağımlılı hale gelenlere vereceği zararı geç kalmadan toplumun görebilmesi gerekir. Zira, bu bağımlılığın neticesinde kişilerin ailedeki sorumluluklarını dahi unutarak şahsiyetlerinin zayıflaması sonucu, sadece kendi egosunu tatmin etmekle yetinen bir kişiliğe dönüşmektedir. Sakın hiç kimse benim çocuğum bu tuzağa düşmez demesin! Uyanık olunması gerek.
İnsanlara zarar veren alışkanlıklar sadece yukarıda belirtilen konulardan ibaret de değildir. Ancak, öncelikle tedbir alınması gereken problemlerdir. Devlet olarak, özellikle eğitim konusundaki duyarlılığını daha da yaygınlaştırarak bu sorunların çözümünü “sürekli ve kaliteli eğitim programları” ile desteklediğinde, söz konusu problemlerin çok kısa zamanda aşılacağına inanıyoruz.
Sağlık Bakanlığı’nın sigara konusunda yapmış olduğu devrim gibi, Milli Eğitim Bakanlığı’nca bilim çağının anahtarı olan bilgisayar, internet ve cep telefonu gibi iletişim araçlarının kullanımı konusunda ciddi bir çalışmaya girilerek, ülkemiz için ikinci büyük bir “devrimin” daha yapılmasında zaruret olduğu kanaatindeyiz.
Gerekli önlemler alınmadığında, teknoloji çağının insanlara sunmuş olduğu söz konusu bu harika araçların yanlış yönde kullanıldığında, teknoloji canavarına dönüşeceği bilinmelidir. Gerekiyorsa ki; böyle durumlarda mutlaka gerekiyor; psikolog ve rehber eğitimciler devreye sokularak bu işin ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir. Toplumsal barışın sağlamak için, eğitimli bir nesile sahip olmamız gerekir. Eğitimsiz toplumların kaderinde çözümsüzlük ve kaos yatar. Bilgi çağını iyi değerlendirip modern bir toplum olarak gelişmiş devletler arasında yerimizi almadıkça, maddi-manevi hiçbir konuda başarı sağlamamız mümkün olmayacaktır.
Toplumun en kıymetli nüvesi olan; anne, baba ve evlat üçlüsü tarafından temsil edilen AİLENİN: bir ayağı sakat olursa; topal olur, iki ayağı sakat olursa; yıkılır, üçüncü ayağı da sakat olursa; yok olur. Ailenin yok olması, toplumun yok olması demektir.
Yanlış yapanlara karşı, son derece acımasız olan hayat, sorumluluklarını yerine getirerek yaşayanlara karşı da son derece cömerttir.
Hepimizin gayesi, yanlışlıkları asgariye indirilmiş ve sorumluluklarının bilincinde olan güçlü ve dinamik bir nesil yetiştirmek suretiyle istikbalde, topluma düzenli ve huzurlu bir hayat sunmak olmalıdır.
Cemil DOĞAN
----------------------
(*) Başkalarına zarar vermedikçe, kanunda belirtilen yerlerde sigara içenleri bu eleştirinin dışında tuttuğumuzu özellikle belirtmek isterim.







