Değerli hemşehrilerimiz; eski sitemizi yenileme aşamasında bazı bilgileri taşıma olanağımız bulunmadığı için şu andaki sitemizde eksik bulduğunuz bölümlerimiz ve köylerimizle ilgili bilgi, belge, fotograf, video gibi içeriğimizi geliştireceğini düşündüğünüz herşeyi sitemiz üzerinden veya ilgili mail adreslerini kullanarak bize ulaştırabilirsiniz.
| 30 Eylül 2009
Kültürümüzün binlerce yıllık birikiminin eseri olan anadilimiz, büyük göçlerle birlikte diyarıgurbetlere taşınınca, ancak birbuçuk asır dayanabildi. Evrensel ve bölgesel dillerin gölgesinde kalmasiyla, ancak bu güne kadar direnebildiŞayet anadilimize sahip çıkılmazsa, yarım asır içerisinde anadilimizin unutulması kaçınılmazdır. Bununla birlikte, törelerimizin ve yaşamsal ölçülerimizin de terkedilmesi sonucu, Çerkezliğimiz de dilimizle birlikte yok olup gidecektir
Anadilimizin zayıflamasına, hatta unutulmaya başlanmasına neden olan gerçekleri, maalsef anlatmakla izah etmemiz mümkün değildir.
Dünya iklim koşullarının değişimine neden olan 1 0C’lik sıcaklık artışı koca buzdağlarını eriterek nasıl ki harakete geçiriyor ve erozyona uğramasıyla birliktde buharlaşarak yok oluyorsa, her değişimi tetikleyen etkenlerin gücüyle, farkına hiç varılmadan anadilimizi de kendi elimizle törpüleyerek konuşulamaz ve kullanılamaz hale getirdik.
Anadilimizin kurtulması için, ilgili kurumlar desteğinde koordineli bir eylem planı hazırlayarak işlerlik kazandırılmasında zaruret vardır. Sivil Toplum Örgütleri, Derneklerimiz ve Milli Eğtim Bakanlığının bu işi ortak yürütmeleri gerektiğine inanıyorum.
“Zibzer zımıcşejım gunıkuağa pşığaşerkam” Yani, anadilini bilmeyen toplumuyla anlaşamaz ve o da sıkıntı verir derler. Bundan mahrum kalan bir çerkez genci, kendisini yeterince tarif edemez ve toplumuyla içli/dışlı olamaz. Hayatın tatlı ve acı günlerinde nasıl davranacağını bilemediği gibi, insanlarla ilişki kurmada da sıkıntı çeker. Sonuç da dışlanmış gibi bir konuma düşer.
Törelerimizin insan ilişkileri konusunda ortaya koymuş olduğu güvene dayalı sevgi ve saygı bağlarını ve ruhun temel gıdası olan o güzel müziğimizin dünya toplumları üzerindeki etkisini, hiç kimse inkar edemez.
Tarif etmiş olduğunuz gibi 1860'lı yıllarının donanımsız ve rehpersiz bir konumda gurbet ellerine serpiştirilen toplum, 1960’lı yıllarında ikinci bir yaşamsal kabuk değiştirmek üzere şehirlere akıştık. Buralara da donaımsız ve kontrolsüz göç eden gurbet kuşları gibiydik. Hayatı, kimimiz zor kazandık, kimimiz çok kolay kaybettik. Ancak toplumumuzun olmazsa olmazı olan, şehirlere potansiyel göç hareketinin ilk öncülüğünü bizim kuşak gerçekleştirdi. Şehir hayatının acımasız zorluklarını aşmamakta direnen hayli insanlarımızın olması halen bizlere üzüntü vermektedir.
Göç yıllarımızda, tanımadığımız yerlerde, bilmediğimiz mekanlarda kaldık. Herkese karşı, güvensizlik, korku ve utangaçlık anlarını yaşamadık değil. Bu duyguları yaşamadan sala-pati davrananlar çok fazla yol alamadan kendilerini soyutlayıp buharlaşıp gittiler. Ancak, bir kesimimiz tüm zorluklara karşı göğüs gererek, çekinsek de utansak da, süreklilik arz eden gayretlerimizle hedeflerimize bir nebze ulaşabildik.
Bu bilinçle, yaşadığımız çevrede, çalıştığımız iş yerlerinde; duruşumuz, ana dilimiz ve töremizden gurur duyarak işlerimize devam ettik. Yaşamış olduğumuz yerlerde, her zaman saygı gördük. Ancak, örnek insanlar olarak yaşamışsak da, siyasette ve ticarette başarılı olamadık. Çünkü, politik olmakla siyasetçi olmayı ayıramadık. Politik davranarak insanları fethetmektense, doğruları söyleyerek kaybedenlerden olduk.
Gençlerimiz, köylerini isteyerek terk etmediler. Yaşamak için para araç olması gerekirken, zorunlu olarak para amaç haline geldi. Köylerimizde, mevcut nüfusa cevap verecek kadar arazi veya gelir kaynakları olmayınca, toplumun ihtiyaçlarını karşılanamaz oldu. Evlenmek isteyen gençler zorlanmaya başladı. O zamanın gençleri, dışarda ufak bir iş çevirenlere gıpta etmeye başladıkları gibi, gençler için çok önem arz eden can ciğer kaşenleri, göz göre göre tercihlerini şehirlerden yana kullanmaya başladılar. Bunlara birçok etkenler daha eklenerek, gittikçe artan problemlerin karşısında toplum, şehirlere göç etmeyi tek çıkar yol olarak kabul etmiştir.
Ayrıca, 1950-60 larda yeni yaygınlaşmaya başlayan radyolar vasıtasıyla, dünyada olup bitenleri az da olsa gençler öğrenmeye başlamış. Genç kızlarımız, petrol lambalarının loş ışığı altında guruplar halinde çeyizlerini gizlice hazırlarken, radyolarının başında haber ve müzikli yayınları dinleyerek birçok konularda bilgi sahibi oldular. Yine bazı vesilelerle şehirlere giden kızlarımız şehirdeki parlak elektirik ışığını görünce, köylerde nasıl bir karanlık ortamda yaşadıklarının verdiği kompleksle, vav, aaa,a a a a a buralarda dünya varmış demeye başladılar. Zira insanlar daima aydınlığa doğru akışkandırlar. . .
Çok geçmeden bir manto, bir çanta ve bir vakko eşarba büründürülenler koşar adım tanımadıkları birilerinin peşine takılarak gittmeye başladılar Gençler, bu arada olanları görünce sersemlediler ve böyle bir oynak zeminde kendilerine gelemediler. Derken, aylar yılları kovaladı ve bu durum belli bir zamana kadar sürdü.
Bu arada, sadece gösterişe aldanarak yapılmış evlilikler çok sürmeden boşanmalarla sonuçlanmaya başladı. Diğer taraftan Almancılar modasının ortaya çıkmasıyla birçok genç kızlarımız Almancı olanlarla evlendilerse de, Avrupa kültürü karşısında, bir çok aile kendi öz kültürleri ile birlikte çoçklarını da kaybettiler.
Son yıllarda, eğitim seviyeleri ile kültür yapıları arasında fazla bir fark kalmayıp, her iki tarafın da ekonomik özgürlüğe kavuşmasıyla, evlilik şekilleri başka bir boyut kazanmış oldu.
Evlilik konusunda, eğitim düzeyleri yükselen ailelerden belli bir kesimi, aile dayanışması içerisinde karar verirken, bir kesimi de eş seçme konusunda sosyokültürel yönlerini bir tarafa bırakarak, sadece ekonomiye dayalı olarak kendi şahsi tercihi yönünde karar verdi.
Bir taraftan, okumaya giden gençler ( kız/erkek ) hata kabul götürmeyen töremizin baskısı altında kalarak, ayıplanırız endişesiyle, gönüllerinden geçirmiş olsalar dahi, öğrenciliklerinde hemşehriik davasıyla biribirilerine açılamadılar. Daima her iki taraf da biribirilerine dürüst ve korumacılık oyunu oynadılar. Beraberlerken, başkaları ile arkadaşlık yapamadıkları için sonunda biribirilerinden uzaklaşarak ayrışmak zorunda kalırlar. Zamanla çevreye uyma pahasına biribirilerinden gizli olarak başka arkadaşlarla berber olmaktan da geri kalmadılar. *Bu konu Kayseri Derneğinin çıkardığı Uzunyayla dergisinde çok güzel işlenmiştir.
Eeeee..Neticede her iki taraf da, aşılamaz olan gururlarından dolayı biribirilerine açık vermeden, gökten inecek bir meleğin aracı olmasını beklerken tahsil gören kızlarımız başka gençlerle evlendiler. Güya terbiyeli ve gururlu erkek gençlerimiz saflıklarına kurban olup ortada kalınca, ah vah ederek çevresine bakınan yetim çocuklara dönmeleri de ayrı bir acı..
Son çare olarak köylerine dönerek okulda kardeş olarak gördüğü ve utandığından teklif edemediği ve açılamadığı kızlardan çok daha yakın akrabası olan ve tahsilsiz olduğunu da önemsemden köyden bir kızla evlenerek bunca yıl yürek soğuttular. Köydeki genç erkekler de nereden nasıl evlensinler.
Soruyorum şimdi, köyde olan kızlara güvenen köydeki erkek gençler ne yapsın...1- ölsün mü, 2-öldürsün mü ? Hayır....töremizde bu ikiside ayıp. Kimselere hisettirmeden ömür boyu bağırlarına taş basarak ağıdını içlerine akıttılar.... Töremiz bunu gerektiriyor, sevenlerde, sevilenlerde hiçbir zaman bu konu hakkında konuşamaz.
İşte bu durumlara düşülünce, şehirlere göç edilerek bir meslek edinerek çalışmak umuduyla, köyde kalan gençler başlarını alıp gurbetin yolunu tuttular.
Gençlerimizin şehirlere göç etmesini çok benimsediğimi bilirterek, bu konuda erken davrananlar daha kazançlı çıkmıştır.
Çünkü, köylerimizde içiftçiliğin dışında başka bir iş yapma şansı yoktur. Hatta köyde ürettiğini bile peşin parayla satmadığı için, çoğu kez verilen senetler de karşılıksız çıkınca bir yıllık emekleri uçup gitmektedir.
Bu arada bilindiği gibi, “köylü Çerkezler” ve “şehirli Çerkezler” diye ayrım yapmaktan ne kadar kaçınılmış olsa da, toplum çoğu yerde bunu gizleyemedi. Yıllardan beri şehirde yaşamış ve bir çok konuda tecrübe sahibi olmuş olanlar, köyde bırakmış oldukları dost akrabaya da yol göstermeye çalışsa da, bunu çekemeyen kendini bilmez bazı gevezeler devreye girerek, bunlar üzerinden rant sağlamak gayesiyle fırsat tacirleri çoğu kez yeni şehire gelenleri istismar ederek tuzaklarına düşürdüklerini ve maddi manevi açıdan zarar verdiklerine üzülerek şahit olduk. Çağımızda her şey profosyonelce yürütülürken toplumumuzun bu şekilde acemi amatörlerin ellerinde komik duruma düşmelerine çok üzülerek şahit olduk.
Artık köylerimiz yok olmakta. Mevcut yaşlı kesime Allah uzun ömurler versin. Köylerde yaşlıların arkası yok, çünkü köylerde genç kalmadı. Tek ümidimiz, emekli olanlar birlik yaparak yaz aylarında köylerimizi tatil köylerine çevirebilmemiz bir ümit olabilir.
İnsanlar nerede olurlarsa olsunlar, temelde güzel bir yaşam düzeni kurarak çevresine ben de varım güven mesajını verebilmesi çok önemli. Düzenli yaşayanlarla, düzensiz yaşayanların zamanla ayrışması kaçınılmaz olacaktır.
Geçim sıkıntısı ön plana çıkınca, aileler çocuklarına anadilini öğretme ve töresiyle tanışmasını arka planda bıraktı ve öyle de kaldı.
Ekonomik açıdan güçlü olan Ürdündeki Çerkez ailelerinin, çocukları genel olarak anadillerini konuşabiliyorlarsa bunun gerçek amili ekonomik yönden güçlü olmalarıdır.
Gençler artık geleceğini anne-babalarından beklememeli. Kendilerine yaratılan fırsatları çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Çoğu anne-babalar, zaten bugün için çocuklarına rehber olacak bilgi ve donanıma sahip olmadığı için, bu konularda başarısız kalmaktadırlar.
Buradan yola çıkarak, zamanın bizlere sunmuş olduğu fırsatları çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Ortaya koyacağımız gayretlerimizle, daha profosyonelce haraket eden bir toplum olduğumuzda; dilimizle konuşan ve dilimizle yazıp düşünmeyi başaracağımıza inanıyorum. Bunu sağlayacak olanlar bizleriz, bir başka yerden birileri gelip yardım edeceğini bekleyenler varsa aldanıyorlar. Hayaller beklenerek değil, çalışılarak gerçekleşir.
Toplum olarak, işinmizi, aşımızı ve eşimizi seçerken, çok dikkatli olmalıyız.
Başarı buradan başlar.
Karden Cemil DOĞAN







